Köyümüz eski örenli’ye devam edelim... Örnekler sunalım ki nereden nereye geldiğimiz belli olsun: Müsbet, menfi... Herşeyi anlatmamız da mümkün değil, arif olan anlasın!
O günlerde vasıta yoktu Eynesil’e Çarşamba günü üçer –beşer kişilik gruplar halinde gidilirdi “bazara”... Konuşa, konuşa. Şakalaşa, şakalaşa. Dönüş de böyle olurdu... “Tikenyanı” mola yeri olurdu. Çaylar içilir, yorgunluk atılırdı. E vlere somunlar gelirdi ki kokusu kafi.
Düğünler ne güzeldi!.. Erkekler ayrı, kadılar ayrı eğlenirdi. Kadınlar-kızlar evin içinde, erkekler dışarıda toplanıp oynarlardı. Evin kapısına bir erkek dikilir, içeriye girilemezdi... Gelin evden alınır, at’a bindirilir; ilahilerle getirilirdi damat evine. Düğün davullu-zurnalı, veya kemençeli ise... çala-çığra gelinirdi. Mezarlığa yaklaşınca çalgı sesi kesilir, geçildikten sonra tekrar başlanırdı. Kadın erkek karışık değildi ve hiç kimse açık-saçık değildi. Hele kahve kapılarında erkeklerle beraber oturmak vesaire, görülmüş şey değildi. Kadınlar, erkeklerin arasından geçmezlerdi.
Banamı öyle geliyordu bilmem amma cenazeler bile acılı tatlı idi. Ya lavaş dağıtılırdı veya para... Komşu köylerden de çok gelen olurdu. Köselli’den, Uğuz’dan ... Bizde onların cenazelerine giderdik. Böyle bir yakınlık vardı aramızda.
Ne yemek yaparlardı analarımız!.. İnce çorba, burkma pancar çorbası, yarma çorbası, hıdır, keşkek, ev makarnası... En kıymetli yemek tereyağlı yumurta. Damat yiyeceği...
Kadın-erkek o nesil hep namaz kılar, oruç tutarlardı. Kışın da, yazın da... Ne diyorsunuz bilmem ki, bende anlayayım yazında!..
Sadık Özarslan
[14.03.2008]